• DOLAR
    5,3106
    % -0,57
  • EURO
    6,0358
    % -0,50
  • ALTIN
    218,8406
    % -0,21
  • BIST
    99.702,46
    % 0,03
TBMM Başkanı Binali Yıldırım: Suriye’de Barış Mutlaka Tesis Edilecektir

TBMM Başkanı Binali Yıldırım: Suriye’de Barış Mutlaka Tesis Edilecektir

(CUHA) – TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Suriye’de barışın mutlaka tesis edileceğini ve ülkenin güvenli hâle geleceğini belirterek, “Bu kardeşlerimiz ülkelerine, doğdukları, büyüdükleri, acı tatlı hatıralarının olduğu kendi evlerine mutlaka dönecektir.” dedi.

Yıldırım, TBMM ile Birleşmiş Milletlerin (BM) iş birliğinde Meclis Tören Salonu’nda düzenlenen, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70. yılında “Mülteciler, Göçmenler ve Uyum Politikaları-Fırsatlar, Zorluklar, Çözümler” konulu sempozyuma katıldı.

Yıldırım, BM’nin, 10 Aralık 1948’de Paris’te yaptığı toplantıda İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kabul ederek bu konuda evrensel bir çerçeve belirlediğini hatırlattı.

70 yıl önce kabul edilen metnin insanlık tarihi açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Yıldırım, Türkiye’nin ilk imzacıları arasında bulunduğu beyannamenin, insan şeref ve haysiyetinin korunması için gösterilen hassasiyetin somut bir ifadesi olduğunu söyledi.

İnsanlık tarihinin bir açıdan “savaşlar tarihi” olarak nitelendirildiğini dile getiren Yıldırım, 1. Dünya Savaşı’nda ölenlerin yüzde 95’inin asker olmasına karşın 2. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybedenlerin yüzde 67’sinin sivil, masum insanlar olduğuna dikkati çekti.

Yıldırım, 2. Dünya Savaşı’ndan çıkarılan dersler kapsamında önce BM teşkilatının kurulduğunu, daha sonra İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edildiğini anlattı.

Beyannamenin, yaratılanların en şereflisi olan insana, hakları konusunda yasal bir çerçeve getirdiğini, ancak çizilen bu çerçevenin, insan haklarının ihlaline ne yazık ki mani olamadığını söyleyen Yıldırım, insanlığın, geçmişte olduğu gibi günümüzde de savaşmaya, birbirinin haklarını ihlal etmeye devam ettiğini vurguladı.

Sorunun devam etmesinin nedeninin çoğunluğunu Müslüman nüfusun oluşturduğu ülkelerde terör, şiddet ve iç karışıklıkların sürmesi olduğunu ifade eden Yıldırım, bu çatışmaların, iltica ve göçmen kavramlarını yeniden dünya gündeminin ilk sırasına taşıdığını belirtti.

Yıldırım, “Doğudan batıya, kuzeyden güneye ilticaları hiç kimse ayıklamamalıdır. Sonuçta insanların barış ve güven içinde yaşayacakları hayat şartı aramaları en doğal haklarıdır.” dedi.

Türkiye’nin, dünyanın en sorunlu bölgeleri olan Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu üçgeninde yer aldığını söyleyen Yıldırım, kriz bölgelerinin ortasında bulunan Türkiye’nin, aynı zamanda göçmenlerin de bulunduğu bir ülke olduğunu dile getirdi.

Yıldırım, insanın insanı hasım görmesi nedeniyle dünyanın çeşitli yerlerinde göçmen sorunu yaşandığını, yaşanmaya da devam ettiğini belirterek, BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin kayıtlarına göre 2017 sonu itibarıyla 70 milyon insanın savaş, şiddet, baskı gibi nedenlerle yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldığını bildirdi.

Bu insanların çoğunluğunun Suriye, Afganistan, Güney Sudan, Myanmar ve Somali vatandaşları olduğunu ifade eden Yıldırım, en çok sığınmacı alan ülkelerin ise Türkiye, Pakistan, Uganda, Lübnan ve İran olarak raporlara yansıdığına dikkati çekti.

Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mağdur olan da mağduriyeti paylaşan da aynı coğrafyanın insanlarıdır. Dünyanın 80 trilyon dolar yıllık gayri safi hasılası var. 80 trilyon dolarlık milli gelirin yarısı ABD, AB ülkelerine aittir. Bu ülkelerde yaşayan nüfus, dünya nüfusunun ancak yüzde 11’idir. Toplam 836 milyon nüfusu olan AB ve ABD’de kişi başına düşen milli gelir 47 bin doların üzerindedir. Peki, 70 milyonluk mülteci sorununa bu ülkeler ne kadar sahip çıkmaktadır? Rakamlara baktığımızda Almanya 1 milyon 410 bin, Fransa 402 bin, İtalya 355 bin, İsveç 328 bin, Avusturya 173 bin, Yunanistan 83 bin, hepsini topladığınızda 2 milyon 751 bin mülteci AB ülkeleri tarafından barındırılmaktadır. ABD’de 12 milyon yasa dışı göçmen bulunmaktadır.”

Yıldırım, iltica etmek zorunda kalan insanların, kendilerini bu duruma getiren savaş, açlık ve işsizlik gibi sebeplerin failleri, aktörleri değil, bu işin mağduru olduğunu vurgulayarak, “Bütün noktada insanlığa büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni yayınlayan ülkeler, öncelikle bu bildiriye sahip çıkmalıdır.” dedi.

700 milyonu aşkın insanın açlıkla karşı karşıya olduğunu, yılda 20 milyona yakın kişinin açlık nedeniyle hayatını kaybettiğini ifade eden Yıldırım, buna karşın 750 milyonu aşkın insanın ise aşırı beslenme sorunu yaşadığını kaydetti.

TBMM Başkanı Yıldırım, insanların bir yandan açlıktan yaşamını yitirirken diğer yandan bazı insanların aşırı beslenme tedavisi için milyarlarca lira para harcadığını söyleyerek, şöyle devam etti:

“Bu dengesizlik insanların hayatını gittikçe zorlaştırmaktadır. Bu noktada insanların gelişmiş ülkelerden bazı önemli beklentileri vardır. Her şeyden önce İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde ifadesini bulduğu gibi insani ve vicdani değerlere sahip çıkılmalıdır. ‘İnsanı yaşat ki insanlık yaşasın.’ anlayışı ortak slogan haline getirilmeli, kimse kendi köşesine çekilerek olayları dışarıdan seyretmemelidir. Ülkelere ve insanlara akıl vermek kolaydır. ‘Gelin meseleleri birlikte çözelim.’ denildiğinde herkes tribünlere çekiliyor.”

Türkiye’nin birçoğu Suriyeli olmak üzere 3,6 milyon mülteciye ev sahipliği yaptığını bildiren Yıldırım, “İnsani ve vicdani bir mesele olduğunu biliyoruz. Bundan da yüksünmüyoruz.” dedi.

“Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” atasözünü hatırlatan Yıldırım, “Bugün komşunun himayesine muhtaç kalan insanlara kucak açmak, kol kanat germek insani değerlerimizin başında gelmektedir.” diye konuştu.

Yıldırım, 2011 yılından beri Türkiye’ye gelmeye başlayan Suriyelilerin öncelikle barınma, eğitim, sağlık ve diğer ihtiyaçlarını karşılamaya başladıklarını, 2019 yılını ise “uyum yılı” ilan ettiklerini kaydetti.

Türkiye’deki Suriyelileri sosyal ve kültürel yapıya entegre çalışmalarını sürdüreceklerini aktaran Yıldırım, bu doğrultuda misafir edilen göçmenlere 81 ilde dil kursları, sosyal ve kültürel yapıyı anlatan eğitici kurslar açılacağını belirtti.

Yıldırım, “Suriye’de barış mutlaka tesis edilecektir ve ülke güvenli hâle gelecektir. Bu kardeşlerimiz ülkelerine, doğdukları, büyüdükleri, acı tatlı hatıralarının olduğu kendi evlerine mutlaka dönecektir.” diye konuştu.

Türkiye’nin, “insan ölmesin, insanlık ölmesin” diye çalışmalarını fedakâr şekilde yürüttüğünün altını çizen Yıldırım, “Dostlarımızın sırtımızı sıvazlamaları iyi bir şey ama yeterli değildir. Yüke onların da el atmaları gerekir. Sadece takdir, teşekkür etmek yetmez, sorumluluğa ortak olmaları da gerekir. İster bu noktada katkı sağlasınlar, isterse sağlamasınlar, Türkiye kendine yakışanı tarihinden gelen tecrübesini, örfünü, âdetini, inançlarının gereğini bundan sonra da yapmaya devam edecek; ama birinci görevimiz karışıklıkların olduğu Suriye’de sorunun çözülmesi ve ülkeye huzurun gelmesi olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin milli gelirine oranla en fazla insani yardım yapan ülke olduğuna dikkati çeken Yıldırım, şunları söyledi:

“Biz meseleleri insani açıdan ele alıyoruz. Aynı duyarlılığı diğer dostlarımızdan, özellikle de gelişmiş ülkelerden bekliyoruz; ancak onlar Suriyelilere ve benzer durumdaki mültecilere yalnızca iş gücü olarak bakıyorlar. Aralarından eğitimlileri, gençleri alıp diğerlerine yüzlerini çeviriyorlar. Türkiye ekonomisinin 20 katı büyüklüğündeki AB, Türkiye’nin gösterdiği feragatin yarısını bile gösteremiyor. Bu durum dünyanın diğer bölgelerinde de farklı değil. İsrail’in Filistin topraklarını işgaliyle başlayan sorun bugün kangren haline gelmiştir. On binlerce Filistinli, mülteci kampında doğup, mülteci kampında hayatını kaybetmektedir. Benzer durum Rohingya’da Müslümanların başındadır. Bir etnik temizlikle karşı karşıyalar. Bu insanlar sistemli ve vahşice yürütülen katliamlarla yaşadıkları yerlerden çıkarılıp Bangladeş topraklarında kötü şartlarda hayat sürdürmek mecburiyetinde kalmıştır. Başbakanlığım döneminde buralara gittim. O insanların ne halde olduklarını gördük. Türkiye oraya da yardım elini uzattı. Halen orada yüz binlerce insanın yeme, içme ihtiyaçlarının giderilmesi için gayret gösteriyoruz.”

Yemen’de devam eden iş savaş nedeniyle 15 milyon insanın açlıkla karşı karşıya olduğunu, Afganistan’ın 40 yıldır barışa hasret kaldığını belirten Yıldırım, savaş ve şiddetin bulunduğu yerde ekonomik kalkınma ve refahın olamayacağını vurguladı.

Sürekli devam eden şiddetin çevreye mutsuzluk yaydığını dile getiren Yıldırım, şunları kaydetti:

“İnsanı mutsuz eden krizleri ve masum kişilere yapılan zulümleri önleyecek geçerli, etkin bir mekanizma olmaması da çok büyük eksikliktir. Yaşamak en temel insan hakkıdır. Yaşama hakkının ihlal edilmesi, insanın Allah’ın kendine yüklediği sorumluluğu reddetmesi anlamına gelir. Bu noktada insana yüklenen sorumluluğu hatırlatacak uluslararası bir mekanizmaya şiddetle ihtiyaç vardır. BM bugünkü yapısıyla bu konulara ne yazık ki çözüm bulmaktan uzaktır. Bu niteliği sebebiyle özellikle BMGK’nin yapısında mutlaka değişikliğe gidilmelidir. Bu yüzden Sayın Cumhurbaşkanımız zaman zaman ‘Dünya 5’ten büyüktür.’ ifadesini dile getirmektedir. 2. Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından savaştan edinilen tecrübeler ve çıkarılan dersler üzerine kurulan BMGK, yarınlara da aynı anlayışla devam edemez. Bu, sürdürülebilir bir durum değildir. Dünyada galipler ve mağluplar anlayışı çoktan geride kalmıştır. Bu yapı mutlaka değişmelidir.”

Sempozyumun açılışında konuşan İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu ise Suriye’deki iç savaşın milyonlarca insanı mülteci haline getirmesinin, en fazla Türkiye’yi etkilediğini dile getirdi.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu, dünyadaki en büyük sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yapan Türkiye’nin, sığınmacılara dönük politikalarıyla hem hukuki hem de ahlaki düzeyde uluslararası toplumun yüz akı olduğunu söyledi.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 14. Maddesi’nin “Herkes zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkını haizdir.” ifadesini anımsatan Çavuşoğlu, Birleşmiş Milletler verilerine göre, 300 milyona yakın göçmenin kendi doğduğu ülkenin dışında yaşadığına işaret etti.

Göç hareketlerinin, iyi yönetilebildiği takdirde ekonomik, kültürel ve sosyal katma değerler oluşturabildiğini; aksi takdirde, kamu düzeni ve güvenliğine tehdit oluşturabildiği gibi insan hakları ihlallerinin de ortaya çıkmasına yol açtığını belirten Çavuşoğlu, teröristlerin göç yollarını kullanmasının ve yaşanan uyum problemlerinin, göçün kriminal algısını popüler hale getirdiğini bildirdi.

Oysa yapılan çalışmaların, göçmenlerin suça karışma oranının yerleşiklere göre daha düşük seviyede olduğunu gösterdiğini aktaran Çavuşoğlu, Türkiye’de, 2018 yılı başı itibariyle yaklaşık 3,4 milyon Suriyelinin geçici koruma statüsüyle yaşadığını hatırlattı.

Çavuşoğlu, Suriyelilerin yanı sıra Irak, Afganistan, İran, Somali gibi ülkelerden Türkiye’ye uluslararası koruma bulmak maksadıyla gelen 2017 sonu itibarı ile 300 bin sığınmacının bulunduğunu anlattı.

Türkiye’de bugün 3,4 milyonu geçici koruma statüsüyle, 300 bini uluslararası koruma başvurusuyla, 600 bini ikamet izniyle olmak üzere yaklaşık 190 farklı ülkeden, farklı statülerde 4,3 milyon göçmen yaşadığını ifade eden Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

“Ülkemizde bulunan kayıtlı Suriyeliler geçici koruma statüsündedir. Geçici koruma; bireysel uluslararası koruma başvuru mekanizmasının etkin bir şekilde uygulanmasının mümkün olamayacağı ölçüde kitlesel göç hareketinin olduğu durumlarda uygulanan bir koruma tedbiridir. Geçici koruma kapsamına alınanlara, başta sağlık hizmetleri olmak üzere eğitim, iş piyasasına erişim, sosyal yardım ve hizmetler ile evlilik, abonelik ve araç kaydı işlemleri yapabilmelerine dair hizmetler ikamet ettikleri illerde sağlanmaktadır. Uluslararası alanda içeriği net olmayan geçici koruma statüsü, Türkiye’de oluşturulan mevzuat ve beraberindeki uygulamalarla uluslararası sürece örneklik edecek olgunluk düzeyine ulaşmıştır.

Medyanın ve siyasi aktörlerin göç dili ve ötekileştirme problemi sığınmacıların uyum sürecini en olumsuz şekilde etkileyen husustur. Göçmenler ve suç işleme eğilimi arasında kurulan asılsız ilişki bunun en açık örneğidir. Göçmen ve mültecilerin suça eğilimli oldukları ve suç oranlarını artıracak biçimde adli olaylara karıştıkları iddiasının büyük oranda temelsiz olduğu istatistiklerden anlaşılmaktadır. Suriyelilerin Türkiye’de işlenen toplam suçlara oranı, Türkiye’deki toplam nüfusları göz önünde bulundurulduğunda, ülkemiz genel suçlarına göre oldukça azdır. Suriyelilerin karıştıkları olayların Türkiye’deki toplam asayiş olaylarına oranı 2014-2017 arasında yıllık ortalama yüzde 1,32’dir.

Göçmenlere dönük yalan, nefret söylemi de duyarlılık göstermemiz gereken bir problem alanıdır. ‘Kaçak mülteci’ veya ‘yasa dışı göçmen’ tanımlaması sığınmacıların, mültecilerin, göçmenlerin yasa dışı olduğuna, suçlu olduğuna dair bir algı oluşturmaktadır. Sığınmacı olmak, uluslararası koruma için göçmek yasa dışı bir hareket değildir; aksine 1951 Cenevre Sözleşmesi ile teyit edilmiş bir insan hakkıdır. ‘Kaçak’ ya da ‘yasa dışı’ terimleri yanlış kullanımdır, doğrusu ‘düzensiz’ terimidir. Gerek toplumsal bir gerçek olarak gerekse de yasal olarak mülteciliğin ve iltica etmenin bir insan hakkı olduğunun geniş topluma anlatılması, başta medya ve siyaset etiği olmak üzere toplumsal sorumluluğumuzun zorunlu kıldığı bir gerekliliktir.”

Hakan Çavuşoğlu, Türkiye’nin, dünyadaki en büyük sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yaptığını; sığınmacılara dönük politikalarıyla hem hukuki hem de ahlaki düzeyde, uluslararası toplumun yüz akı olduğunu vurgulayarak, “Türkiye açısından göçün yönetilebilmesi ve sağlıklı uyum politikalarının uygulanması bir zorunluluktur. Türkiye, bu göçü bir yük olmaktan çıkaracak, bir fırsat penceresine dönüştürecektir.” dedi.

Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Temsilcisi Irena Vojackova Sollorano da gerçekleştirdiği konuşmasında, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin savaşların ve nefretin ortadan kaldırılması için ortaya atıldığını ifade etti.

Evrensel beyannamenin dünyanın her yerinden çok seçkin kişiler tarafından hazırlandığını dile getiren Sollorano, beyannamenin ilk versiyonunun sadece erkeklere hitap ettiğini, daha sonra beyannamenin kadınlara ve çocuklara da hitap edecek şekilde kaleme alındığını söyledi.

Beyannameyi kaleme alan katılımcıların dünyanın farklı ülkelerinden geldiğini ve metni formüle ettiğini anlatan Sollorano, metnin, ilk yazıldığı tarihte Türkiye tarafından güçlü şekilde savunulduğunu anımsattı.

Türkiye’nin, bu beyannamenin ilk imzacı devletlerinden birisi olduğunu vurgulayan Sollorano, göçmenlere yaptığı ev sahipliğinden dolayı Türkiye’yi kutladığını ifade ederek, bunu yapan çok ülke olmadığını kaydetti.

TBMM Başkanı Yıldırım ve beraberindekiler programın ardından “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70. yılında mülteci ve göçmen hakları” konulu fotoğraf sergisinin açılışını gerçekleştirdi.

Sempozyumun açılışında, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) Al Farah Mülteci Korosu tarafından bir konser verildi.

Sempozyumda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, İnsan Hakları Günü dolayısıyla yayımladığı video mesajı da gösterildi.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?