• DOLAR
    5,3754
    % 0,73
  • EURO
    6,0779
    % 0,03
  • ALTIN
    214,0497
    % -0,36
  • BIST
    90.528,64
    % -0,94
Hiperaktivitenin en önemli nedeni genetik yatkınlık

Hiperaktivitenin en önemli nedeni genetik yatkınlık

İSTANBUL (AA) – Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Durukan, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun en önemli nedeninin genetik yatkınlık olduğunu bildirdi.

Durukan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun, normal sağlıklı gelişim gösteren yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında belirgin düzeyde dikkati sürdürme güçlüğü, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik yakınmalarıyla kendini gösteren, okul öncesi yaşlarda başlayan, kronik psikiyatrik bir hastalık olduğunu söyledi.

“Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun en önemli nedeni, genetik yatkınlıktır.” diyen Durukan, bunun, annenin hamilelikte sigara, alkol kullanması, doğumun zor ve sorunlu olması, prematür doğum gibi çevresel ve biyolojik faktörlerin etkileşimi sonucunda beyinde meydana gelen bir hastalık olduğunu ifade etti.

İbrahim Durukan, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun okul çağındaki çocuklarda görülme sıklığının yüzde 5 olarak kabul edildiğini dile getirerek, “Yani her 20 çocuktan birinde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu saptanmaktadır.” diye konuştu.

İlkokul döneminde artan şikayetler nedeniyle sıklıkla 6 yaş sonrası tanı konulduğunu belirten Durukan, şu bilgileri verdi:

“Öğretmenler çocukların derse dikkatini veremediğini, dikkat sürelerinin yaşıtlarına göre daha kısa olduğunu, sınavlarda soruları yanlış okuduklarını ve ders esnasında hareketli olduklarını, ısrarla söz almadan konuştuklarını, ebeveynler ise okul eşyalarına sahip çıkamadıklarını, dersin başında uzun süre oturamadıklarını, akademik başarılarının düşük olduğunu, oyun dahil her şeyden çok çabuk sıkıldıklarını, arkadaş ilişkilerinde çok sık sorun yaşadıklarını, sakarlık nedeniyle sık sık hastanelerin acil polikliniklerine başvurmak zorunda kaldıklarını söylerler. Tanı koyabilmek için sorunların okul, ev ya da arkadaş ortamı gibi en az iki farklı ortamda ortaya çıkması, en az 6 aydır devam ediyor olması gerekir. Yakınmaların boşanma, ölüm, kronik hastalıklar gibi psikososyal strese yol açan durumlardan sonra ortaya çıkmamış olması gerekir.”

Durukan, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tanısının çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından konulması gerektiğini vurgulayarak, tanı sürecinde çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanının çocuğun psikiyatrik muayenesini yaptıktan sonra öğretmen ve aileye çocuğun mevcut sorunlarıyla ilgili formlar ve ölçekler göndererek onların gözlem ve değerlendirmelerini aldığını anlattı.

Gerekli gördüğünde çocuğun zihinsel kapasitesini değerlendirmek amacıyla zeka testleri istenebileceğini anlatan Durukan, şöyle devam etti:

“Tüm bu değerlendirme yöntemleri sonucu elde edilen veriler ve gözlemlere dayanarak dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı konulur. Tanı konulduktan sonra ailelerin durumu kabullenmemesi sık rastlanan bir durumdur. Bunu önlemek için ilgili hekimin aileyi hastalığın nedenleri ve doğası, tedavi süreci ve gidişat hakkında bilgilendirmesi oldukça yararlı olmaktadır.”

“Okul-aile-hekim iş birliği önemli”

Doç. Dr. İbrahim Durukan, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun ilaç tedavisiyle düzelebileceğini belirterek, şöyle konuştu:

“İlaç tedavisinin yanında ailenin hastalık hakkında bilgilendirilmesi ve okul-aile-hekim iş birliği de oldukça önemlidir. Anne babalar, çocuklarına karşı kararlı ve tutarlı olmalılar. Çocuklarına mutlaka net sınırlar konmalıdır. Çocuk ders çalışmanın tüm öğrencilerin sorumluluğu olduğunu bilmeli ve bu durum çocuğa net bir şekilde ifade edilmeli, ders çalışma karşılığında çocuk ödüle boğulmamalıdır. Ders ve evdeki diğer etkinlikleri de içeren ve uygulanabilir bir çalışma program birlikte yapılmalı ve yazılı hale getirilmelidir. Bu çocukların odaları yalın ve sessiz olmalı, televizyon, telefon ve müzik sesi olmamalıdır. Ders çalışma masasının üzerinde sadece ders gereçleri bulunmalı, ders çalışmaya başlamadan önce hazırlıklar tamamlanmış olmalı, dikkati dağıtacak resim, oyuncak türü şeyler bulunmamalıdır.”

Tanı geç konulursa karşılaşılacak sıkıntılar

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Durukan, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı konulmadığında ya da geç konulduğunda olabilecek problemleri şöyle sıraladı:

“Okul ortamına uyum sağlamada zorlanırlar. Akademik başarı her zaman çocuğun zihinsel kapasitesinin gerisinde kalır. Arkadaş ilişkisi kurma ve devam ettirmede sorunlar yaşarlar. Ergenlik ve erişkinlikte problemli çocuklarla arkadaşlık etme eğiliminde olurlar. İş ve evlilik yaşamlarında devamlılık sağlayamazlar. Sık iş değiştirme ve boşanma eğilimindedirler. Adli sorunlarla karşılaşma olasılıkları daha yüksektir. Yaşıtlarına oranla daha sık ve daha erken yaşta alkol-madde kullanmaya başlama eğilimindedirler.”

Ebeveylerin ilaç tedavisinin bazı sorunlara yol açabileceği düşüncesiyle tereddütlü yaklaştığını anlatan Durukan, doğru bilinenin aksine ilaç tedavisinin alkol, madde kullanım riskini artırmadığını, bu riski azalttığını, ilaç tedavisinin önemli düzeyde bir büyüme gelişme geriliğine yol açmadığını söyledi.

Durukan, ilaç tedavisinin kemik gelişimini olumsuz etkilemeyeceği gibi kısırlığa da neden olmadığını vurguladı.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?